TÜRKİYE-LİBYA DENİZ SINIR ANLAŞMASININ HUKUKİ DEĞERLENDİRİLMESİ

GİRİŞ

Söz konusu anlaşma ile Türkiye ve Libya’nın birbirlerine bakan anakaraları arasında deniz alanlarını belirleyen varsayımsal ortay hat belirlenmiştir. Belirlenen sınır 18 deniz mili (d.m.) uzunluğunda olup Mısır ile muhtemel sınırlara müdahale edilmemiştir.

Aşağıda Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), Mısır ve İsrail arasındaki anlaşmalarda kabul edilen tezler hilafına Türkiye tarafından savunulan tezlerin ve sonucunda imzalanan bu anlaşmamanın hukuki temellerine yer verilecektir.

1. Türkiye’nin Kıta Sahanlığı

Türkiye ilk olarak 2004 yılında Akdeniz’deki kıta sahanlığımız konusunda Birleşmiş Milletlere (BM) bildirimde bulunmuştur. Son olarak 13 Kasım 2019 tarihinde de kıyımızdaki adaların kıta sahanlığını kesici bir etkisinin olmadığı, bu adaların karasularına kadarki alanların tamamının Türkiye’nin kıta sahanlığı kapsamında kaldığı bildirimi yapılmıştır.

Bu anlayış kapsamında ve Libya’nın Libya-Malta deniz alanları davasında Uluslararası Adalet Divanına sunduğu tezlerle uyumlu olarak iki ülkenin bir birine bakan yamaçları ile uyumlu olarak 18.6 deniz mili uzunluğunda kıta sahanlığını belirleyen ortay hat 27 Kasım 2019 tarihli metinle tespit edilmiştir.

Bu anlaşma bağlamında ele alınması gereken esas sorun adaların deniz alanlarına sahip olup olamayacağıdır. Adaların karasularına sahip olması hususu teamül hukuku iken (UAD, Katar-Bahreyn, 1992) diğer alanlar açısından bu söylenemez. Bu mesafenin de teamül hukuku olan kısmı 3 d.m. olup 12 d.m. anlaşmayla kabul edilmiştir. Fakat birçok devlet tarafından da uygulanmaktadır.

Türkiye ile Libya Devleti arasında imzalanan bu anlaşma uluslararası hukuk açısından Akdeniz deniz alanları paylaşımında Türkiye’nin duruşunu göstermektedir.

Öte yandan, GKRY’nin Türkiye tarafından tanınmaması nedeniyle Mısır (2007) ve İsrail (2011) ile yaptığı deniz alanları anlaşmalarının Türkiye yönünden hangi hukuki sonuçları olduğu da tartışmalıdır. Keza, GKRY’nin Lübnan ile 2007 yılında yaptığı anlaşma Lübnan parlamentosu tarafından onaylanmamıştır.

Bu arada Filistin Devletinin Gazze şeridi dolayısı ile Akdeniz ile sınırı olduğu ve henüz bir münhasır ekonomik bölge ilanı konusunda girişim yapmadığı kaydedilmektedir.

2. Konuya Dair Uluslararası Metinler ve Deniz Yetki Alanları

1958 tarihli Cenevre Sözleşmeleri ile 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi konuya dair sözleşmelerdir.Cenevre Açık Denizler Sözleşmesini GKRY 1988 ve Cenevre Kıta Sahanlığı Sözleşmesini Kıbrıs 1974 tarihinde imzalamıştır.

Cenevre Deniz Hukuku Sözleşmesi, ve Cenevre Açık Denizlerde Balıkçılık ve Canlı Kaynakların Korunması Sözleşmesi ne Türkiye ne de GKRY tarafından imzalanmıştır. Öte yandan, Doğu Akdeniz havzasında bulunan devletlerden; 1958 Deniz Hukuku Sözleşmesini İsrail, 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesini (UNCLOS) GKRY, Yunanistan, Mısır, ve Lübnan, 1958 Cenevre Karasuları ve Bitişik Bölgeler Sözleşmesini Yunanistan ve İsrail imzalamıştır. 1958 Cenevre Açık Denizlerde Balıkçılık ve Canlı Kaynakların Korunması Sözleşmesi ise bölge ülkeleri tarafından imzalanmamıştır.

Türkiye BM Deniz Hukuku Sözleşmesini imzalamamış ve GKRY’nin imzalaması üzerine deniz alanına dair haklarını engellemeyeceğini veya bu haklara etki etmeyeceğini belirtmiştir. Türkiye, bu anlamda var olan haklarını engelleyecek iddia ve girişimlere muvafakat etmediğini belirtmiştir. Ayrıca, diğer konularda bildirimde bulunma hakkını da saklı tutmuştur.

Diğer taraftan Libya, UNCLOS’u 1984 yılında imzalamış ancak onaylamamıştır. Dolayısıyla, hâlihazırda Sözleşmenin tarafı değildir.

Bu noktada aşağıda konuyla ilgili kavramların kısaca açılamasına yer verilmiştir.

2.a Münhasır Ekonomik Bölge

DM Deniz Hukuku Sözleşmesine göre karasuları iç sınırından 200 d.m. mesafesine kadar olan bölümdür ve ilanı gerektirir. Canlı ve cansız deniz dibi, üstü ve altı kaynakları araştırma ve işletme hakkı bahşeder.

2.b Kıta Sahanlığı

Kıta sahanlığı deniz altı kara parçası uzantısı olup karasuları dışında ancak açık denizler içerisinde olan alandır. Deniz dibinde ve altı toprakta araştırma ve işletme hakkı bahşeder. Her ülkenin ilan etmesine gerek olmaksızın ekonomik çıkarlarından istifade edebileceği bir kıta sahanlığı vardır. Ancak söz konusu alanın genişliği iki farklı şekilde hesaplanabilmektedir. Bunlardan hangisi genişse devlet onu kıta sahanlığı olarak belirleyebilir.

1982 tarihli Deniz Hukuk Sözleşmesine göre:

İlk olarak karasuları iç hattından itibaren ölçülecek 200 d.m. mesafe ve ikinci olarak karasının doğal uzunluğundan kıtanın sınırına (continental margin) kadar ulaşacak mesafe ki bu mesafe 200 d.m.nden kısa ise 200 d.m. esas alınacaktır. Bu hat 60 d.m.lik düz çizgilerle belirlenecektir.

Kıta sınırının daha uzun olması durumunda ise 350 d.m. yi aşamayacaktır ya da 2.500 metre derinlikten itibaren 100 d.m. ni aşamayacaktır.

200 d.m.ni aşan sınır belirlemeler ise Kıta Sahanlığı Sınırı Komisyonuna sunulacak ve Komisyonun tavsiyeleri doğrultusunda belirlenecektir. 13 Mayıs 2009 tarihi itibari ile bu tür talepler Komisyona iletilmiş olmalıydı.

1982 tarihli Deniz Hukuku Sözleşmesi bitişik ve karşılıklı kıyılara sahip devletler arasındaki kıta sahanlığının ve münhasır ekonomik bölgenin karşılıklı anlaşma ile yapılmasını öngörmektedir. Buna karşın kıta sahanlığı belirlenmiş ise bu sınır münhasır ekonomik bölge için de sınır kabul edilmektedir. Ancak bu sınırın kıta sahanlığı için belirlenecek daha geniş alan olması halinde bile 200 d.m. mili sınırını aşamaması gerekir.

2.c Müdahale Yetkisi

Deniz Hukuku Sözleşmesine göre bu alanlarda arama ve işletme faaliyetleri ilgili devletin iznine bağlıdır ve izin olmadan yapılan bu faaliyetlere müdahale edilebilir.Karasuları dışı esasen açık deniz kabul edilmektedir.

Karasularında egemenlikten söz edilirken karasuları dışındaki alanda egemen haklardan bahsedilmektedir. Yani karasularında zararsız geçiş kurallarına müdahale edilmeksizin ülke hukuku uygulanacaktır. Diğer alanlarda ise sadece bahşedilen bu haklar nedeniyle müdahalede bulunulabilecek bazı suçlar hariç diğer eylemler nedeniyle müdahalede bulunulamayacaktır.

Söz konusu alanlara egemenlik hakları kullanan devlet izni olmaksızın boru hatları döşenebilecektir.

2.d BM Deniz Hukuku Sözleşmesi ve Uluslararası Teamül Hukuku

BM Deniz Hukuku Sözleşmesi genel olarak uluslararası teamül hukukunun yazılmış hali olarak kabul edilmektedir. Ancak her bir madde bu anlamda ayrı ayrı incelenmelidir. Yani bu Sözleşmedeki tüm maddeler uluslararası teamül hukuku olmayıp bazıları sözleşme hukukudur. Bu kapsamda kıta sahanlığının durumu ayrıca incelenmelidir.

Öte yandan teamül hukuku daima bu teamül hukukuna itiraz etmiş (Persistent objector) olan devlete karşı bu teamül hukuku uygulanmaz. Türkiye’nin BM Deniz Hukuku Sözleşmesini imzalamamış olması ve bu anlamdaki bildirimi ile BM Kıta Sahanlığı Sözleşmesini imzalamamış olması bu şekilde değerlendirilebilir. Yine 2003 yılında GKRY-Mısır arasında yapılan münhasır ekonomik bölge anlaşmasına da Türkiye itirazını belirtmiştir.

2.e Adaların deniz yetki alanları

Ada gelgit zamanlarında dahi su üzerinde kalabilen doğal toprak alanlarıdır. Eğer bir kara parçası bu statüye sahipse bu adanın karasuyu, bitişik bölge, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge hakları olacaktır. Ancak bu haklar anakara devletleri karşısında onların sahip olduğu haklar kadar olmamalıdır.

Öte yandan insan yaşamının sürdürülemediği yada kendi ekonomik yaşamını sürdüremeyen kayalık alanlar ekonomik bölge ve kıta sahanlığı haklarına sahip olamaz.

3. Konunun Önemi ve Konuya Dair Yargısal Kararlar

Söz konusu anlaşma Doğu Akdeniz’de yer alan tartışmalı bölgelerdeki sondaj parsel alanlarının belirlenmesi, yer altı kaynaklarının araştırılması ve işletilmesi açısından önemlidir.

Ayrıca bu anlaşma ada devleti veya adaya sahip devletlerin UNCLOS’un da tanıdığı deniz yetki alanına tam olarak sahip olmayacağı konusunda anlayışın ortaya çıkması açısından da değerlidir. Anlaşma ile bölgesel anlamda bir yaklaşım gösterilmiş ve diğer devletlerin yaptığı anlaşmaların bölgesel teamül durumuna gelmesi önlenmiştir.